27 Haziran 2013 Perşembe

Wilhelma Hayvanat Bahçesi Stuttgart



Kırk yaşında kadın Avrupa’ya ayak basar basmaz ne yapar? Elbette hayvanat bahçesine gider! Zira aradığını insanlar arasında bulamayınca kutup ayılarına, akbabalara ve penguenlere yakından bakmak, olmadı timsah havuzuna atlamak ister.

Şaka bir yana gerçekten böyle oldu; uçaktan indim ve ertesi gün hayvanat bahçesindeydim. Bir önceki Stuttgart gezimde değerli dostum Süper Prenses yeni yeni iyileşmeye başladığı için ve mevsim de uygun olmadığından bu güzel hayvanat bahçesinde aklım kalmıştı. Neyse ki gün geçti, devran döndü ve içeridekilerle tanışma zamanım geldi.


11 Haziran 2013 Salı

ÇÖREKOTLU PEYNİR

Evde peynir yapmak mümkün müdür diye hep aklıma gelirdi ama açıkcası denemeye cesaret edememiştim. Zaten yoğurt bile kolay kolay tutmuyordu. Zira malumunuz içine su katılmamış süt bulmak hiç kolay değil.
Geçenlerde İzmit'e gittiğimizde bizi misafir eden Gül Hanım öyle güzel bir peynir ikram etti ki, açıkcası evde peynir yapımını denemek farz oldu. Gerçi bu vereceğim tarif Gül Hanım'ın değil. Onun tarifinde sütü iki gün kadar dışarıda ekşitiyoruz ve biraz tuz ekliyoruz. Oysa şimdi vereceğim tarifte ben tuzu unuttum!

7 Haziran 2013 Cuma

Ev yapımı çilekli dondurma

 
Kim katkısız, lezzetli ve her kolayca hazırlanabilen dondurma istemez ki? Bundan sonra yaz aylarında evde hep kaju, hurma bulundurun ki, kalanı zaten hep mutfakta kullanılan malzemelerle o kolayca dondurma yapalım. Bu sezonda taze meyve de bol olduğuna göre, haydi dondurma yapmaya! 
İsteyen bu karışımı rahatlıkla dondurma makinesine koyabilir, o zaman şüphesiz kıvamı daha iyi olacak. Açıkcası ben kızlarıma hiç hazır dondurma almıyorum, ambalajını okuyunca (her ne kadar küçük harfle yazılırsa da) ve içindeki malzemeleri görünce bu dondurmaları yiyenlere ne kadar zarar verdiklerini biliyorlar mı merak ediyorum. Biliyorlarsa da acaba nasıl olup da sessiz kalabiliyorlar. Anlamak zor...


31 Mayıs 2013 Cuma

Pestilden Yapılmış Haşhaşlı Çilekli Dilim - glutensiz

Haşhaşlı tariflere doyamıyoruz. Elmalı ve haşhaşlı dilimlerden sonra bu sefer çileğin tam mevsimi dedik ve haşhaşı onunla denemek istedim. Fotoğraf çekmek için  son dilimi yine  zar zor kurtardım!

Malzemeler:

2 parça elmalı pestil (aslında bir tepsi büyüklüğündeki pestili dörde böldüm) Tarifi de burada.


200 gr ince öğütülmüş haşhaş (Haşhaşı kahve öğütme makinesinde öğütüyorum.)
4 kaşık bal veya agave şurubu
Haşhaşı balla iyice karıştıralım.


1 bardak çilek
3 yemek kaşığı filizlendirilmiş karabuğday
Çileği karabuğdayla beraber blenderden geçirelim.

Bir pestilin üzerine ballı haşhaşlı karışımı eşit bir şekilde yayalım ve ikinci pestilimizle kapatalım. Üzerine önceden hazırlanmış çilekli sosumuzu dökelim. İşte bu kadar:)

30 Mayıs 2013 Perşembe

Kaz Çoban Kraliçesi

Macar Halk Masalı



Bir varmış bir yokmuş, ülkenin birinde üç kızıyla ve karısıyla yaşayan bir tüccar varmış. Bir gün alışveriş yapmak için büyük kente gitmek üzere hazırlanırken kızlarını çağırmış ve onlara kendisini nasıl ve ne kadar sevdiklerini sormuş.
Büyük kızı “babacığım ben seni pazarda satılan en güzel elbiseyi sevdiğim kadar çok seviyorum” demiş. Ortanca kız “babacığım ben seni pırlantalarla bezeli bir elbise kadar çok seviyorum, bana bir tane alır mısın?” demiş. Baba kızlarına sevgiyle sarıldıktan sonra en küçük kızına dönmüş, “söyle bakalım küçük kızım sen beni ne kadar seviyorsun?”
“Sevgili babacığım ben seni yemekteki tuz kadar çok seviyorum’ demiş.

Babası bu söze çok hiddetlenmiş ve “nasıl böyle bir şey söylersin bana? Anlamadım kızım, benim değerim bu kadarcık mı senin gözünde? Ben buna çok üzüldüm, nereye istersen oraya git, seni bir daha görmek istemiyorum” demiş. Baba, kızının kendisine çok az değer verdiğini düşündüğü için çok gücenmiş.

En küçük kız nereye gideceğini düşünmeye başlamış. Bir kelime yüzünden evinden kovulmuş. Zavallı kız birkaç parça eşyasını toplayarak yola koyulmuş.

Yürümüş, yürümüş ve o kadar üzgünmüş ki nereye gittiğini bilmeden saatlerce yürümüş. Sonunda bir şatonun önüne gelmiş. Etraftakilere sorunca bu şatonun sahibinin bir kral olduğunu öğrenmiş. Şatoya girmek için izin istemiş ve kim olduğunu ve ne durumda olduğunu anlatmış. İşe ihtiyacı varmış ve ne olursa yapabilirmiş. Şatodakiler onun haline  üzülmüşler ve üstü başı perişan olan bu küçük kıza kaz çobanlığı görevini vermişler.


Zavallı kız senelerce kazlarla yaşamış. Sadece yemek yemeye şatonun mutfağına gidiyormuş. Bir keresinde yırtık pırtık, üzerine kaz tüyleri yapışmış elbiseleriyle tam yemek almaya geldiğinde, aşçı ona bağırmış “hadi çık bakalım mutfaktan, ayak altında dolaşma. Üstün başın da çok kirli. Yemeklere saçın düşer ya da kirli bir şey bulaştırırsan beni işimden edersin”


Zavallı kız mutfaktan çıkmış. Kaz kümesine doğru giderken prensin odasının açık olan penceresinin önünden geçiyormuş. Üzerini giyinmiş, özenle hazırlanan prensi görüce dayanamayarak sormuş:


“Prensim, nereye gitmek için hazırlanıyorsunuz?”

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Çiğ Bademli Hindistancevizi Dilimi - glutensiz



 Geçen hafta Karamürsel gezimizin sırasında ev sahibimiz Gül Hanım  bizi aktara da götürdü, her şey mis kokuyordu ve taptazeydi, hindistancevizini de görünce dayanamadım ve yarım kilo aldım. 1 haftadır tezgahta duruyor  ve beni bekliyor. İşte harekete geçme zamanı. Aslında tatlıyı yaptım ve geçen Pazartesi perküsyon dersime götürdüm ama akşam geç çıkınca resmini çekemedim. Tarifini  resmini olmadan bloga koymak istemedim. Ama Tülay ve İnci (‘ta 7 senedir perküsyon dersine katılıyorlar, okulumuzun en tecrübeli öğrencileri’ diye tanıtıyor onları bizim sevgili Engin Hocamız:)) ısrar edince şimdi özel istek üzerine sizinle paylaşıyorum. Kendi fotoğrafımı çekene kadar resmini de Gitta’nın bloğundan görebilirsiniz. Adresi aşağıda.

Taban için:
1 bardak badem, suda bekletilmiş
3 kaşık agave şurubu yada bal
1 kaşık kakao (varsa şekersiz çiğ kakao yada organik)

Hindistancevizi krem için:
3 bardak hindistancevizi
3 kaşık agave şurubu yada bal
2-3 tane rendelenmiş elma
vanilya
1 limonun suyu

Meyve sosu için:
Ben ilk seferinde karadut kullandım ama herkes kendi damak tadına göre sosunu hazırlayabilir. Tabii mevsimine göre mevcut meyve seçenekleri de değişiyor. Çilekli de güzel olabiliyor.

1 bardak karadut
2-3 yemek kaşığı filizlendirilmiş, kurutulmuş karabuğday (meyve sosunu biraz katılaştırmak için koydum)


Bademi, balı ve kakaoyu beraber iyice öğütelim ve hamur kıvamına geldiğinde bir pasta kabının dibine bastırarak yayalım. Ben bir kaç saat 45 derecede kuruttum, kesmesi daha kolay oluyor.

Hindistancevizini kahve öğütme makinesinde yağı çıkana kadar öğüttüm. Böylece kremsi bir hal alıyor. (Evde kahve öğütme makinesi yoksa yine küçük bıçaklı blender kullanabiliriz, yağı çıkmasa da elmayı ekleyince hindistancevizi rendesi birbirlerine yapışacak ve krem olarak kullanabiliriz.) Sonra balı, limon suyunu ve elmayı da ekledim, karıştırıp pasta tabanın üstüne sürdüm.

En son da karadutu karabuğday ile blenderden geçirdim ve hindistancevizli tabakanın üstüne döktüm.


http://gittarawfood.blogspot.com/2010/09/mandulas-kokusz-szelet.html

23 Mayıs 2013 Perşembe

Gitta'nın Çilekli Pastası


Bir kaç haftadır pazarlarda, manavlarda doğal kokusuyla çilek beni çağırıyor. Eve yeterince çilek alamıyorum, seçenekler çok: kendi kendine, yoğurtla, kaju ile shake olarak, yada biraz mutfakta uğraşıp güzel çiğ pastalar şeklinde tüketiyoruz. Evin halkı, hatta arkadaşlar da çok memnun....

Bu tarifi de Gitta’nın blogunda buldum, biraz değiştirip size sunuyorum

Aynı anda artık birden fazla pasta tabanı hazırlıyorum ki fırın boşuna çalışmasın. Böylece ihtiyaç olunca ya da vaktim olursa buzdolabından çıkarıp sadece doldurması kalıyor. 

Malzemeler

Taban için:
1 bardak, suda bekletilmiş ceviz
1 bardak kurutulmuş hurma ve kaysı
tarçın
tuz

Kremi için:
1 bardak kaju
1 limonun suyu
vanilya
1 kaşık bal
10-15 tane çilek

üstüne de dilimlenmiş çilek


Taban için malzemeleri blendera koyalım ve hamur homojen olana kadar blenderi çalıştıralım. Sonra bu hamuru bir pasta kabına yerleştirelim.  Kaşıkla üstüne basa basa gayet düz bir taban elde edebiliriz. Bunu fırında  45 derecede kurutalım, yaklaşık 10 saat boyunca. Buzdolabında kurutulmuş haliyle de uzun uzun saklayabiliriz.

Kremi için malzemeleri blendera koyalım ve kaju taneleri tamamen parçalanıncaya kadar çalıştıralım. Bu kremi, kurutulmuş pasta tabanımızın üstüne dökelim ve eşit bir şekilde  dağıtalım. En son da dilimlenmiş çilekleri yerleştirelim. Nane yapraklarıyla süsleyelim.




Kaynak:  http://gittarawfood.blogspot.com/2010/06/epres-mini-tortacskak.html

17 Mayıs 2013 Cuma

Üç Dallı Çınar Ağacının Hikayesi



Bir varmış bir yokmuş, Yeşil Ülke’de yaşayan kralın bir oğlu varmış. Günlerden bir gün, prens tüfeğini alıp ormana avlanmaya gitmiş. Ormana girmesiyle birlikte ağaçların arasında bir tavşan görmüş. Tam namlusunu tavşana doğrultmuş ve onu vuracakken tavşan yalvarmaya başlamış: “prensim, eğer beni bağışlarsan, sana söz veriyorum bu yaptığın iyilik karşına çıkacak. Hayatımı bağışla!” demiş.

Prens tavşanın canını bağışlamış. Tavşan da koşarak ormanın derinliklerinde kaybolmuş. Sonra prens yoluna devam etmiş. Ve bu defa bir tilki görmüş. Tam nişan aldığında Tilki yalvaran bir sesle konuşmaya başlamış: “Lütfen prensim beni vurma, hayatımı bağışla. İnan bu iyilik karşına çıkacak.” Prens Tilkiyi de serbest bırakmış ve  yoluna devam etmiş. Ormanda ilerlerken bir karaca görmüş ve ona nişan almış. Ama yine aynı şey olmuş, karaca da yalvarmaya başlamış: “prensim, lütfen hayatımı bağışlayın, inanın bu iyilik karşılıksız kalmayacak” demiş.

Prens karacayı da serbest bırakmış. Karaca: “Merhametli prensim, size bu iyiliğinizin karşılığında bir sır vereceğim: Ormanın tam ortasına gidin, orada üç dallı bir çınar ağacı göreceksin. Bir dalını kesin ve o daldan çıkan periyi eşiniz olarak saraya götürün. Ama yanınıza mutlaka su alın, çünkü ihtiyacınız olacak ”demiş. Prens tam ormanın ortasına gitmiş, çınar ağacını bulmuş. Dalı kesip ve daldan çıkan güzeller güzeli periyi görmüş. Peri prensten yardım istemiş: “lütfen bana su ver, yoksa boğulacağım!” Prens aceleyle matarasını çıkartmak isterken, bütün su yere dökülmüş ve güzel peri oracıkta ölmüş.

Prens onu kucaklayıp, saraya götürmüş ve üzüntü içinde bir tören düzenlemiş.


9 Mayıs 2013 Perşembe

Buğday Çiminin Yetiştirilmesi

Buğday çiminden elde edilen sıvı bir mucize değil, ama düzenli tüketildiğinde elde edilen sonuçlar mucizeler yaratıyor. Buğday çim suyu hakkında yazılan kitaplar olduğu gibi, faydalarından bahseden gazete haberleri ve televizyon programları da günden güne artmakta. Kabul ediyorum, tadı ilk denemede çok lezzetli değil, fakat zamanla o kadar alışılıyor ki, sanki güne buğday çim suyu tüketerek başlanmazsa sabah, sabah olmuyor. 
Şimdi, bütün bu girizgahtan sonra asıl meseleye gelelim; evde buğday çimi nasıl filizlendirir bir kaç önerimizi paylaşalım.

Buğday Filizlendirme

Malzemeler:
Buğday tohumu: Bu tohumları organik pazarlarda ve  organik ürünler satan dükkanlarda bulabilirsiniz.  Aman dikkat: ziraatte  kullanılan buğday tohumları ilaçlı olabilirler. Unutmadan aşurelik buğday çimlenmiyor. 

Toprak: Fidanlıklar toprak satıyor.  Yine de ilaçsız olduğundan emin olun.
Saksı: Büyük derin saksıların altlıkları oluyor, ben onu kullanıyorum. Fidanlıklardan temin edebilirsiniz. Benim kullandığım saksı altlığı  380 x 900 x 50 mm boyutlarında.
Su
Çim suyu çıkartıcı: Piyasada hem otomatik hem de manuel (Lexen marka) olarak bulmak mümkün. Ben Arçelik’in yeni elektrikli modelini aldım, ancak firmanın ne kadar iyi bir makinaya sahip olduğundan ne kadar haberi var gerçekten merak ediyorum. Sorduğumda pek bilgileri yoktu. Açıkçası almadan önce tereddüt ettim, acaba çim suyunu çıkarır mı diye ama gerçekten bugüne kadar kullandığım meyve-sebze suyu sıkma makineleri arasında en başarılı olanı şu an kullandığım makine. Çünkü diğerlerine göre daha fazla meyve ve sebze suyu elde edebiliyor ve  daha az posa çıkartıyor. Sadece meyvelerin değil; sebzelerin de suyunu sıkma özelliğine sahip olan bu ürünle maydanoz, dereotu, nane, lahana, havuç suyu, ıspanak suyu  vs. elde edebilirsiniz.
Bu makinenin neredeyse bire biri Coway marka olarak üretilmiş. Ben Coway kullanmadım, fakat Amerika’da çok kullanıldığını duydum. Elbette tercih edebilirsiniz ancak Türkiye’de fiyatı biraz tuzlu:)

Türkiye’de satılan manuel bir makine de var; Lexen Healthy Juicer marka adıyla, Hippocrates İnstitute’un geliştirdiği bu model, duyduğuma göre başarılı bir alet.  Temizlemesi de çok kolay, demir parça içermediği için oksidasyon olasılığı yok ve sebze-meyvelerin  besin maddeleri hasar görmüyor.


8 Mayıs 2013 Çarşamba

Ceviz Sütüyle Çilekli Shake



Daha önceki yazılarımızdan birinde hindistancevizi sütünden bahsetmiştik, şimdi sıra ceviz sütüne geldi. Eğer inek sütüne alerjiniz varsa yada değişik tatlara meraklıysanız ceviz sütünü denemenizi mutlaka tavsiye ederiz.
Ceviz sütü elde etmek gerçekten çok kolay.  Kahvaltıda müsli ve meyvelerle harika bir tat yarattığı gibi biraz bal, tarçın ve zencefil ekleyerek lezzetli bir enerji içeceği olarak da tüketebilirsiniz.
Önce kabuklarını ayıkladığımız cevizleri en az 6 saat suda bekletmek gerekiyor ki enzimleri engelleyen maddeler iyice  parçalansın.
Ceviz içerdiği omega-3 sayesinde kolesterolün düşmesine, aminoasitler sayesinde de  yüksek tansiyonun dengelemekte çok başarılı. Ayrıca içerdiği E vitaminiyle bağışıklık sistemimizin güçlenmesine yardımcı. Cevizin en değerli özelliklerinden biri olan  folik asit ise  hamilelik döneminin olmazsa olmazı. Yüksek enerji değeri sebebiyle kronik yorgunluklarda ve konsantrasyon eksikliğinde de ceviz tüketmek öneriliyor.


30 Nisan 2013 Salı

Tropik esinti

Bu tarif o kadar kolay ki, içtiğinize kat kat değecek. Vitaminler, mineraller ve enzimlerle zengin meyve suları doğanın verdiği en lezzetli serinletici içecekler. Hem enerji veriyorlar hem de günlük şeker ihtiyacınızı doğal bir şekilde karşılıyorlar.
Malzemeler:
1 tane temizlenmiş ananas
1 tane papaya
1 çay bardağı hindistancevizi rendesi
1 su bardağı su

Öncelikle ananas ve papayanın suyunu çıkartalım. Çıkarılmış meyve suyuna hindistancevizi ve suyu ekleyip blenderden geçirelim, yaklaşık 3 dakika boyunca. Tüketmeden önce de süzelim.
Bu içki kendinizi tropikal bir adada hayal etmekte yardımcı olacak :)

19 Nisan 2013 Cuma

Portakallı Pancarlı Meyve Suyu


Güne güçlü ve sağlıklı başlamak için:

1 adet greyfurt
3-4 adet portakal
1 adet limon
1 adet yeşil elma
4-5 adet küçük pancar
1 kerevizin sap yaprakları
6-7 yaprak yeşil salata
Küçük bir parça zencefil


Önce portakal, limon ve greyfurtların suyunu sıkalım, sonra  katı meyve sıkacağı kullanarak elmanın ve pancarın suyunu çıkartalım.  Çıkardığımız meyve ve sebze sularını karıştıralım ve yarısını blendere aktaralım. Son olarak da yeşillikleri ve zencefili karışımına ekleyelim ve yeşillikler iyice küçülene kadar blenderden geçirelim.
Pancarın içerdiği  antioksidanlar sayesinde bu içecek kanser hücrelerin yayılmasını engelliyor, karaciğerin çalışmasına destek veriyor ayrıca bol bol vitamin ve mineral içeriyor. Tadı da o kadar yabancı değil; portakal ve elma ile gerçekten hem çok tanıdık, hem de lezzetli! Unutmadan, bu karşımı sabah içtiğinizde bedeniniz için doğru bir seçim yapmanın huzuruyla güne başlayacağınızı da hatırlatmak isterim:)

18 Nisan 2013 Perşembe

Yeşil Elma ve Kivinin Aşkı!


Sabah uyandığımda kendim için bir sebze meyve suyu hazırlamak istedim, ama bugün Çarşamba  ve buzdolabımızda çok fazla şey kalmadı, pazara da ancak öğlen gidebilirim. Baktım dolapta neler kalmış: kivi, papaya, avokado, elma, azıcık maydanoz ve son nane yaprakları. Hepsi yeşil! Bunlardan harika bir içecek çıkacak diye düşündüm ve işe koyuldum. İlk yudumu aldığımda tadına inanamadım! Gerçekten meyveler ve yeşillikler birbirlerine çok yakıştılar.


Suyunu sıkmak için:

3 adet yeşil elma

1 adet golden elma yani sarı elma

1 adet kivi

½ papaya

1 adet misket limon

200 ml su


Blenderden geçirmek için:

1 büyük avuç maydanoz

10-12 yaprak nane

1 adet kivi

½ papaya

½ avokado



Öncelikle yukarıdaki meyvelerin suyunu katı meyve sıkacağı ile sıkalım. Sonra suyundan yarısı kadar blendere dökelim ve kalan malzemeleri içine atıp homojen hale gelene kadar blenderi çalıştıralım. Kalan meyve suyunu da ekleyip iyice karıştıralım. Şimdi için ve yeşillik aşkının tadına bakın!

15 Nisan 2013 Pazartesi

Pesto soslu kabak makarnası


Geçen hafta sevgili Hamile Pilatesi hocam Jale’den çok güzel bir hediye aldım. Bunun bir versiyonunu Budapeşte’de gördüğümde çok hoşuma gitmişti. Bu makinayla yaptığımız sebze ‘makarnalarının ’ görüntüsü o kadar güzel ve o kadar  etkileyici ki, düşünün bizi ziyarete gelen ve beslenme biçimi tam anlamıyla fast food olan bir arkadaşımıza bile pesto soslu kabak makarnasını yedirmeye başardık. Elvan’a da ikram ettim ve kendisinden haftaya yine sipariş aldım. “Bu defa daha yavaş yiyeceğim ki, ağzımda uzun uzun kalsın” dedi! Düşünün artık lezzetiniJ

Malzemeler: (3-4 kişi için)
2-3 adet kabak
2-3 adet domates
2-3 adet salatalık

Sosu için:
bir çay bardağı çam fıstığı
bir çay bardağı kabak çekirdeği (kabuksuz)
5 yemek kaşığı limon suyu
3-4 diş sarımsak
1 avuç fesleğen
varsa 2 yemek kaşığı kabak çekirdeği yağı ( bence olmalı, zira denediğinizde ne demek istediğimi kesinlikle anlarsınızJ )

Önce kabakları yeni hediyemle spagetti haline getirdim. İnanın bu makineyi kullanmak gerçekten çok zevkli.:) O kadar ilginç ki, isterseniz 1 metre uzunlukta makarna elde edebilirsiniz:) Domatesleri ve salatalıkları küp küp doğradım, kabakla karıştırdım.
Sosu hazırlanırken de bütün malzemeleri blendere koydum ve homojen hale gelene kadar  çırptım. Hazır olunca sebze karışımla iyice karıştırdım. Tabii eğer isterseniz masaya ayrı bir kasede getirebilirsiniz. Böylece herkes kendin damak zevkine göre koyabilir. En son olarak da daha önceden filizlendirilmiş karabuğdayı ve quinoayı üstüne serptim. Kabak zaten sevdiğim bir sebzeydi, şimdi çoook daha fazla sever oldum!
Afiyet olsun!
Tarifi Gitta'dan aldım:) Teşekkürler!
http://gittarawfood.blogspot.com/2009/08/cukkini-spagetti-kendermagos-pestoval.html

13 Nisan 2013 Cumartesi

Ispanaklı, fesleğenli bomba gibi içecek


Bu tür sebze-meyve sularının faydalarından bir sonraki yazımızda detaylı bahsedeceğiz, ama bu içeceğin tarifini bir an önce paylaşmak istedim. Mutfağım bir laburatuvara dönüştü, hangi meyvelerin hangi sebzelerle yakıştığını deniyorum. Bazen değişik tatlar ortaya çıkıyor, ama biz içiyoruz, çünkü faydaları sonsuz. Eşimle her gün birer koca bardak tüketmeye çalışıyoruz ve son haftalarda enerjim arttı, kendimi bomba gibi hissediyorum. Tek değişiklik bu tarz içeceklerin hayatımıza girmesi oldu. Herkese şiddetle tavsiye ederim.  Taze ıspanağın getirdiği klorofilin etkisi gözle görünür hale geldi. Bir çok yerden makaleler, kitaplar okuyorum ve insanlar raw food ile yani çiğ yemeklerle beslediklerinde çok olumlu değişimler yaşıyorlar. Kanser hastalığından, kalp rahatsızlığından, şeker hastalığından kurtulanlar var. İki ay çiğ yemeklerle besledikten sonra bir adamın beyaz saçları eski rengine dönmüş.  Ve bu çiğ beslenmenin büyük bölümünü bu tür taze, kendimizin hazırladığı sebze-meyve suları oluşturuyor!! Gerçekten o kadar çok anlatacak detay var ki, şimdi Size bunları yazamadığıma göre ıspanaklı fesleğenli içeceğin tarifini yazması kaldı:

Malzemeler:
10-12 tane portakal
Bir küçük kap ıspanak
Bir avuç fesleğen
Yarım avokado

Önce portakalları sıkıyorum sonra suyunu blendere boşaltıyorum, içine avokadoyu ve yeşillikleri koyup  homojen hale gelene kadar blenderi çalıştırıyorum. Yum Yum:) Enerji içeceğiniz hazır, afiyet olsun. Sabah içildiğinde öğlene kadar acıkmayacaksınız ve Sizi kimse tutamaz:)

12 Nisan 2013 Cuma

Karabuğday Kremli Sandviç

 
Sizi yine Gitta'nın worshop'unda yediğim bir mucizeyle tanıştırmak istiyorum. Hem ekmek niyetine hem de kraker olarak da tüketebilirsiniz. Türkiye'de pek yetişemeyen bir bitkiden yapılıyor, karabuğdayı normalde yurtdışından getirip satıyorlar. Ben çarşamba günleri düzenlenen organik pazarından satın alıyorum veya yakınınızdaki herhangi bir organik mağazada bulabilirsiniz. Burada çok önemli bir şeyden bahsetmem gerek: karabuğday normal markette de satılıyor, rengi daha koyu  yani kavrulmuş ve içinde bulunan bütün enzimler yok olmuş durumda. Ben filizlendirmeye çalıştım - acemi olarak - ve tabii ki karabuğday beklettiğim suda dağalıp kokmaya başladı ... hayat yoktu içinde:) Çiğ olarak organik ürünleri satan yerlerde bulabilirsiniz, rengi daha açık ve rahatlıkla filizlendirebilirsiniz, üstelik suda beklediğinde kötü kokmuyor.




Karabuğday ekmeğin tarifi: 

2 bardak filizlendirilmiş karabuğday (tarif)
1 bardak öğütülmüş keten tohumu
2 kabak
1 havuç
1 elma
1 demet maydanoz
1 bardak filtrelenmiş su
tuz, baharatlar

Önce sebzeleri sonra da tohumları blenderdan geçirelim ve elde ettiğimiz hamuru iyice karıştıralım.
Hamurumuzu tepsiye serelim ve 4-5 saat boyunca 43 derecede kurutalım, sonra ters yüz edelim ve yine 1-3 saat kurutmaya devam edelim. Eğer ekmeğimizi bu aşamada fırından çıkarırsak biraz esnek ekmek yapmış oluyoruz ve ‘lavaş ekmek’ niyetine kullanabiliriz, yani içine salata koyup dürüm olarak yiyebiliriz. Bir kaç saat daha kurutursak  çıtır ekmeğimiz salata yanına çok yakışacaktır yada güzel bir sandviç yapmaya da hazır olacak.
Ben bu ekmekten bir kaç parça çantama da atıyorum, yolda acıktığımda atıştırmak için harika bir seçenek oluyor.
Sandviç kremin tarifi:
4 bardak filizlendirilmiş karabuğday (tarif)
1 yemek kaşığı bal kabağı çekirdeği yağı
3 diş sarımsak
Azıcık su
2 bardak çekilmiş (önceden suda bekletilmiş, sonra da kurutulmuş) bal kabağı çekirdeği
Tuz, karabiber, kimyon, toz biber
1 adet dilimlenmiş kırmızı biber
Yarım demet maydanoz, dilimlenmiş
Yarım demet yeşil soğan, dilimlenmiş


Karabuğdayı az su, sarımsak ve bal kabağı yağı ile blenderda pürüzsüz hale getirelim. Sonra karışımımıza öğütülmüş bal kabağı çekirdeğini ve baharatlarını ekleyelim.
İyice karıştıralım ve son olarak kalan dilimlenmiş sebzelerimizi de ekleyelim. Şimdi daha önceden hazırladığımız karabuğday ekmeklerini istediğimiz büyüklüğüne keselim ve bu muhteşem kremle taçlandıralım.
Ben bal kabağı yağına bayılırım, hangi salataya koysam son damlaya kadar tüketirim. Türkiye’de nerede satıldığını keşfedince kullanımda sınır tanımaz oldum!

Kaynak: http://gittarawfood.blogspot.com/2009/04/hajdina-kenyer-tekercsek.html

4 Nisan 2013 Perşembe

Meyve Pestilli Elmalı Haşhaşlı Dilim


Eğer haşhaşın bambaşka bir halini görmek istiyorsanız bu tarifi denemenizi tavsiye ederim. Hamur yok, yumurta yok, un yok, şeker  de yok. Tatlandırıcı olarak sadece bal var. İşin aslına bakarsanız malzeme olarak da haşhaş, elma ve bal dışında fazla bir ihtiyacınız olmayacak. Ve bu kadar az ve basit malzemeyle elde ettiğiniz lezzete inanamayacaksınız! Ben bu tarifi ilk defa yediğimde ne yaptığıma inanamazsınız! Aslında tarifi Macaristan’dan gelen misafirlerimiz için denemek istedim. Ve bir gün misafirler İstanbul turu için çıktıklarında onlara yemek hazırladım. Fakat şeytan mı dürttü nedir, tatlının tadına bakayım dedim. İşte ne olduysa o anda oldu; nedense onlar bu tatlıyı hiç göremediler:) Bir dilimi Elvan için, diğer dilimi de eşim için zar zor ayırdım. Elvan, spordan dönüşte yemiş ve çok sevmiş. Hatta yarısını annesine verirken eli titremiş! Eşim ise bu bir dilim tatlı karşışığında öyle güzel kareler çekti ki, anlayın artık tarifin gücünü:)


Fakir Ailenin Üç Dileği


Macar Halk Masalı

Bir zamanlar uzak bir köyde yoksul bir adam ve eşi yaşıyordu. Birbirlerini çok seven bu genç çift çok iyi anlaşıyorlardı. Sadece bazen parasızlık yüzünden tartışıyorlardı. Bir gün, kadın eve erken döndü ve çaresizce akşam için ne pişireceğini düşünmeye başladı. Sonunda çorba için su koydu. Bu fakirlik kadını çok üzüyordu. Eşine güzel bir akşam yemeği hazırlayamadığı için kendini kötü hissediyordu.
Genç kadın bu karamsar düşüncelere boğulmuşken bir kanat sesi duydu. Aynı anda yanında bir peri belirdi. Fakir kadın çok şaşırdı. Hayatında ilk defa bir peri görüyordu. Peri ona
‘Sana bir iyilik yapmaya geldim. Üç dilek hakkın var. Bakalım bu fırsatı nasıl değerlendireceksin?’ dedi ve geldiği gibi kayboldu.
Fakir kadın olanlara hem inandı hem de inanamadı ama birinci dilek hemen aklına geldi. Lezzetli bir sucuk parçası hayal etti. Çünkü  aslında böyle bir şeyin mümkün olamayacağına inanıyordu. Ama tam o anda evin bacasından bir tencere içinde kocaman bir parça sucuk indi.  Hatta içinde yağı bile hazırdı. Kadın şaşkınlık içinde tencereyi  ateşe koydu.
Fakir adam eve döndüğünde burnuna gelen harika kokulara  inanamadı. Kadın ne olduğunu anlattığında düşünmeye başladılar. Kalan iki dilekleri ne olmalıydı acaba?
Fakir adam at, manda, koyun istedi. Kadın da başka bir şey. Ve anlaşamadılar!

HOMEOPATİ MUCİZESİ

Şifa Okulu I
Tarih: 25 Mayıs – 2 Haziran 2013
Eğitmenler: Dr. Günnur Başar, Dr. Güray Alin, Elif Alin
Etkinlik katılım bedeli: 900 TL (Buğday Derneği üyelerine 855 TL)
Program 12 kişi ile sınırlıdır.
 
 
Geçen sene bahar aylarında Zeytinburnu'nda Tıbbi Bitkiler Bahçesi'nin fitoterapi kurslarına katılmıştım. Eğer zamanım uygun olsaydı yukarıda bilgilerini paylaştığım eğitime de katılmayı çok isterdim. Paylaşma nedenim zamanlaması müsait olanlara bu harika fırsatı bildirebilmek.
Homeopati benim son yıllarda bizzat kendi üzerimde de denediğim inanılmaz bir seçenek. Aranızdan gidenler olursa lütfen gözlemlerini bizlerle de paylaşırlar mı?

14 Mart 2013 Perşembe

Ev Yapımı HİNDİSTANCEVİZLİ GRANOLA yani Müsli



Bu tarifin orijinal versiyonunu geçtiğimiz sömestr tatilinde Budapeşte’ye gittiğimde katıldığım workshopta Gitta ile beraber yaptık. Gitta daha önce hazırladığı karışımdan bize tadımlık ikram etti ama sonra granolanın kutusunu bizden nasıl kurtardı orasını hiç hatırlamıyorum!
Size vereceğim tarife daha önce denediğim bir granolanın tadından esinlenerek 1-2 malzeme de ben ekledim.
Bu tarifle elde edeceğimiz granolayı kahvaltılık müslimiz olarak, meyve suyuna yada  yoğurda koyabiliriz. Tadı damakta kalacak kadar güzel olan bu karışım, öğlene kadar ihtiyacımız olan enerjiyi sağladığı gibi, içerdiği enzimlerle bedenimiz için çok doğru bir seçimdir. Böylece güne doğru bir  besin tüketmenin huzuruyla devam edebiliriz.

Malzemeler:
(2 tepsi için)
550 gr kuruyemiş (ceviz, badem, kaju)
100 gr filizlendirilmiş karabuğday
350 gr taze meyve
100 gr kuru üzüm ve/veya yaban mersini
3 yemek kaşığı bal
150 gr yulaf ezmesi
150 gr hindistancevizi rendesi
isteğe göre baharat (tarçın, zencefil, vanilya, kakao, fırından çıktıktan sonra çikolata parçacıkları de ekleyebiliriz)

12 Mart 2013 Salı

ÇİĞ KETEN TOHUMU EKMEĞİ


İlk yediğimde eğer yapılışını görmemiş olsaydım, ekmek olmadığına inanamazdım. Ve gerçekten çok aç hissetmeme rağmen sadece  2 ince dilim saatlerce tok tutmuştu.
‘Ekmeğimizin’ ana maddesi keten tohumu mini minnacık olmasına rağmen etkisi çok büyük. Antik Çağ’ın en ilginç toplumlarından Mısırlılara göre tanrıların ilk yarattığı bitki keten tohumuymuş. İnsanlar, yüzlerce yıl süren deneyimleri sonucunda bu çok değerli tohumu nasıl kullanabildiklerini iyice öğrenmişler. Sapından kumaş, tohumundan ilaç hazırlamışlar. Sonrasında içindeki yağı çıkartmışlar ve bu yağın zeytinyağıyla hemen hemen aynı etkide olduğunu keşfetmişler.
Yararı çok: herşeyden evvel bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor ve  kanser önleyici etkisi var. Allerjik semptomları azaltıyor, ameliyat sonrası toparlanma sürecine yardımcı oluyor. Enerji veriyor, içerdiği Omega-3 sayesinde damarlarımızı koruyor, sindirimde yardımcı oluyor. Ödeme karşı olumlu etkisi var, saçlarımıza ve cildimizde de gözle görünür değişikliklere sebep olabiliyor. Kısacası Mısır mitolojisindeki yerini fazlasıyla hak ediyor.

Kaynak: Natursziget’ten çeviri